18.10.2026 · Pazar Elbistan · Kahramanmaraş
PİYASALAR →

MEKKE İTTİFAKI

MEKKE İTTİFAKI

Mesut Kurtdede

Uyuduk, uyandık...

Bir de baktık ki yeni bir ittifakın üyesi olmuşuz.

Kimseye sorulmadan, kamuoyunda yeterince tartışılmadan, milletin temsilcileri henüz meseleye bütün yönleriyle eğilemeden yeni dostlukların ve yeni düşmanlık ihtimallerinin kapısı aralanmış.

Adına da Mekke İttifakı denilmiş.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan bu askerî ittifakın en dikkat çekici özelliği, taraflardan birine yapılan saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması esasına dayanan ortak savunma anlayışı.

Peki kime karşı?

İttifakın duyurulmasıyla birlikte bu soru etrafında iki ayrı görüş ortaya çıktı.

Bir kesim bunun İsrail'e karşı oluşturulduğunu savundu.

Diğer kesim ise asıl hedefin İran olduğunu ileri sürdü.

Özellikle siyasal İslamcı çevreler ve iktidar yanlıları, ittifakı İsrail karşısında kurulmuş yeni bir güç olarak değerlendirdi. Hatta bunun gelecekte bir İslam Birliği'ne dönüşebileceği düşüncesi de dillendirilmeye başlandı.

Ben ise bu ittifakın İran'a karşı oluşturulmuş olabileceği ihtimalini daha güçlü buluyorum.

Neden mi?

Çünkü ittifakın üyelerinden Suudi Arabistan, zaten uzun yıllardır Yemen üzerinden İran'la bölgesel bir güç mücadelesi yürütüyor.

Yemen'deki Husiler İran'ın desteğini alırken, Suudi Arabistan da ABD ile yakın askerî ve stratejik ilişkilerini sürdürüyor.

Dolayısıyla böyle bir ülkeyle ortak savunma anlaşması yapmak, yalnızca İsrail'e karşı kurulmuş bir ittifaka katılmak anlamına gelmeyebilir.

Üstelik anlaşmanın ardından Yemen'deki gelişmeler üzerinden askerî iş birliğine ilişkin haberler de gündeme geldi.

Türkiye'nin sağlayacağı askerî destek ve Türk savunma sistemlerinin bölgedeki operasyonlarda kullanıldığı yönündeki haberler, ittifakın hangi çatışmalarla ilişkili olduğu sorusunu daha da önemli hâle getirdi.

Ancak kamuoyuna sunulan hikâye biraz farklıydı.

Türk askerinin yüz yıl sonra yeniden Kâbe'yi koruyacağı anlatılıyordu.

İslam dünyasının birleştiğinden söz ediliyordu.

İyi de...

Bir İslam Birliği kuruluyorsa neden başka Müslüman ülkeler bu birliğin karşısında konumlanıyor?

İslam Birliği dediğimiz şey bütün İslam ülkelerinin ortak güvenliğini mi amaçlıyor, yoksa belirli ülkelerin başka Müslüman ülkelere karşı oluşturduğu askerî bir blok mu?

Bu soruların cevabını henüz bilmiyoruz.

Ama galiba cevapları öğrenebileceğimiz son derece ilginç bir gelişme yaşanıyor.

İran, ittifaka katılmaya açık olduğunu duyurdu.

İşte benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele bu.

Bana kalırsa İran'ın bu çıkışı, diplomatik bir açıklamadan çok daha fazlası.

Bu, siyasi satranç tahtasında yapılmış dikkat çekici bir hamle.

Çünkü İran, bu hamleyle ittifakı kuran ülkeleri kendi açıklamalarıyla yüzleşmeye davet ediyor olabilir.

Madem bu ittifak İslam dünyasının güvenliği için kuruluyor...

Madem amaç Müslüman ülkelerin dayanışmasını sağlamak...

Madem İran'a karşı oluşturulmuş bir askerî blok söz konusu değil...

Öyleyse İran neden bu ittifakın bir üyesi olmasın?

İran'ın katılımına nasıl cevap verileceği, ittifakın geleceği kadar kuruluş amacının anlaşılması bakımından da önemli olacaktır.

Diyelim ki İran kabul edildi.

O zaman ne olacak?

Böyle bir gelişme, ittifakın yalnızca İran'ı çevrelemeyi amaçlayan bir askerî blok olmadığı görüşünü güçlendirecek.

Hatta bölgedeki mezhep ayrışmalarının aşılması ve daha geniş bir İslam ülkeleri güvenlik sisteminin kurulması bakımından tarihsel bir fırsat doğabilecek.

Peki ya kabul edilmezse?

İşte o zaman da sorular çoğalacak.

İran'ın dışarıda tutulmasının gerekçesi ne olacak?

İttifak gerçekten İsrail'e karşı kurulmuşsa, İsrail'le doğrudan çatışma yaşayan İran'ın dışarıda bırakılması nasıl açıklanacak?

Yoksa İran'ın dışarıda kalması zaten kuruluşun temel amaçlarından biri mi?

Elbette bir ülkenin üyeliğinin reddedilmesi tek başına bütün bu soruların cevabı olmayacaktır.

Ama verilecek gerekçeler ve sonrasında atılacak askerî adımlar, bugün söylenenlerden çok daha fazla şey anlatabilir.

Üstelik mesele yalnızca İran'la da sınırlı değil.

Bir de Lübnan'ı düşünelim.

İsrail'in saldırılarına ve işgaline maruz kalan, toprak bütünlüğü ve güvenliği sürekli tehdit altında bulunan Lübnan...

Diyelim ki yarın Lübnan da aynı ittifaka katılmak istedi.

Ne olacak?

Lübnan'a da kapılar açılacak mı?

İttifakın ortak savunma ilkesi Lübnan için de geçerli olacak mı?

İsrail'in Lübnan'a yönelik bir saldırısı, Türkiye'ye, Suudi Arabistan'a ve Pakistan'a yapılmış bir saldırı sayılacak mı?

İşte o zaman ittifakın İsrail'e karşı kurulduğunu savunanların söyledikleri çok daha somut bir sınavdan geçecek.

Çünkü bir ittifakın gerçek amacı, yalnızca kuruluşunda söylenen sözlerden anlaşılmaz.

Kimi koruduğundan, kime karşı harekete geçtiğinden ve en önemlisi kimi korumayı reddettiğinden de anlaşılır.

Düşünün...

İran ve Lübnan gibi İsrail'le doğrudan çatışma yaşayan ülkeler ittifakın dışında tutulurken, Yemen'deki savaşta Suudi Arabistan'a askerî destek sağlanıyorsa, bunun nasıl bir İslam Birliği olduğu sorulmayacak mı?

Yok eğer İran ve Lübnan'a da kapılar açılırsa...

İşte o zaman bugünkü değerlendirmelerimizi yeniden gözden geçirmek zorunda kalabiliriz.

Belki gerçekten daha geniş bir bölgesel güvenlik yapılanmasının ilk adımları atılıyordur.

Belki de bugün birbirine karşı konumlanmış ülkeler, yarın ortak bir güvenlik anlayışında buluşabilir.

Bunu şimdiden bilemeyiz.

Ama bildiğimiz bir şey var.

İran'ın hamlesi, ittifakın kurucularını önemli bir tercihle karşı karşıya bırakabilir.

Şimdiye kadar herkes konuştu.

İttifakın İsrail'e karşı olduğu söylendi.

İran'a karşı olduğu söylendi.

İslam Birliği'nin temellerinin atıldığı söylendi.

Kâbe'nin korunacağı söylendi.

Ama artık sözlerden çok, atılacak adımlara bakma zamanı.

İran'ın olası üyeliğine ne cevap verilecek?

Lübnan benzer bir talepte bulunursa nasıl karşılanacak?

Ortak savunma ilkesi yalnızca bazı ülkeler için mi geçerli olacak, yoksa gerçekten daha geniş bir dayanışmanın kapısını mı açacak?

Bence önümüzdeki dönemde asıl izlememiz gereken gelişmeler bunlar.

Çünkü bazen bir siyasi hamlenin en önemli sonucu, karşı tarafın verdiği cevaptır.

İran hamlesini yaptı.

Şimdi sıra ittifakın kurucularında.

Bakalım nasıl bir cevap verecekler?

Ve belki de asıl önemlisi...

İttifakın kapısı İran'a ve Lübnan'a da açılacak mı, yoksa bu kapının kime karşı kapalı tutulduğu mu ortaya çıkacak?

Bekleyip göreceğiz.

Görelim Mevla neyler...

Neylerse güzel eyler...

Yorumlar (0)

Yorumunuz moderasyon sonrası yayınlanır.
GÜNÜ KAÇIRMAYIN

Elbistan’ın gündemi e-postanızda

Önemli gelişmeler ve seçili dosyalar. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.