Dr. Ali YALÇIN
Bazı günler kötü izler bırakmıştır.
12 Eylül de onlardan biridir.
Şükür dündü!
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi bir hafıza oluşturucudur. Lakin başka bir şey daha var hafızamda: Babam 12 Eylül 2012 ‘de vefat etti.
Yüz on iki yaş...
Babamı rahmetle anacağım lakin Askeri Darbe de araya sıkışıyor: Netekim!
Malatya’da taşra bir mahalle olan Taştepe’de yakalandık darbeye!
Mahallede yaşlılardan bir grubu olan ( yaşlılar sırayla evlerde bir araya gelirdi ve en çok da kışın keyifli geçerdi) babam “doğal “ bir” lider” idi. Ekibi oldukça sağlamdı..
Ara ara liderliği riske girmedi değil...
Ekibi ile ilk güven sarsılmasını Humeyni Bursa’da iken yaşamıştı ama grbu toparlamayı becermişti. Yaşlı bir alevi “Bizim liderimiz İran’dan sürgün gelmiş hadi aramızda para toplayıp yardıma gidelim!” demiş ve işin başını da babam şekince bayağı para toplanmış...
Bir heyet marifetiyle gidilmiş Bursa’ya . Rica minnet görüşmüşler Humeyni ile. Namaz vakti gelince Humeyni namaz kılmaz mı? Aynı sünnilerin namazı! Bizim alevi resmen çökmüş! Büyük hayal kırıklığı ile geri dönüş yolunda da hiç konuşmamış...
Babamın bu para toplama işinde günahı büyük!
Neyse ki grubu çabuk toparlamış... Nerden bileceklerdi ki bu Humeyni sünni imiş!
Derken 12 Eylül 1980...
Sabah bir baktık ki her köşe başında bir asker...Başlarında da bir yüzbaşı var...Emirler yağdırıyor.
Babamın öfkeyle dışarı çktığını ve gözden kabolduğunu hatırlıyorum... Çok geçmemişti ki yaşlılar ekibiyle geri gelmişti. Yüzbaşı’nın gözüne soka soka elektik direğnin dibinde dimdik durduklarını hatırlıyorum...
Sonrada öğrendim ki yaşlıları şöyle ikna etmiş: Ben Mareşal Fevzi Çakmağın askeriydim! Bu çocuğun(Yüzbaşı’nın) hükmü geçersizdir!
Pencerden, Yüzbaşı’nın öfkeyle bağırıp elkol hareketleriyle babama ve ekibe çıkıştığını hatırlıyorum... Yüzbaşı bir yerden sonra silahına davranır gibi oldu. Babam halen dimdik bekliyor...
Ama direniş kırıldı ve yaşılar yolun ortasında yüzükoyun yattılar...
“Sürün!” sesi duydum...
Babam başta olmak üzere herkes sürünüyor...Babam en önde!
Gözlerimden sessiz yaşlar akmıştı...
Sonradan öğrenecektim ki rahmetli, vaziyeti kurtarmak için şöyle demiş: Askerde de kimse benden daha hızlı sürünemezdi!
Devletin yüzbaşısı bununla yetinmedi. Evimize doluştular...
Yüzbaşı şaşkındı.
Evde nekadar da çok kitap vardı!
Biz üç büyük kardeş kitaplarımız karışmasın diye, giriş sayfalarına adlarımızı ve aldığımız tarihleri yazardık...
Yüzbaşı tek tek kitapları alıp bakıyordu. Sonra, kendince bir tasnif ile, yerin değişik yerlerine atıyordu kitapları...
İşi bayağı uzamıştı...
Babama dönüp:
“Amca! Bu Abuzer ile Zeynel normal! Ali’ye dikkat et!”
Belli ki bakışlarım onun öfkeli bakışlarıyla karşılaşmıştı.
“Sağcımısın,solcu musun,alevi misin sünni misin belli değil ulan!”
Diğerleri değil de “Ulan!” çok kötü çıkmıştı tükrük eşliğinde...
Yüzbaşı babamı etkilemişti. Bakışı değişmişti bana karşı.
Yıllar sonra ,ara ara çatışsak,tartışsak önüme çıkıverirdi o Yüzbaşı: Devletin Yüzbaşı’sı demişti!
Babam 12 Eylül 2012 ‘de vefat etti.
12 Eylül Askeri Darbesi geçti gitti.
Yüzbinlerce insan doğrudan/dolaylı mağdur oldu. Benim kitaplarımın okucuları, ayrım yapılmaksızın, işkence gördü. Ölenler oldu...
Türkiye toplumu mengeneden geçti.
Yaşları büyütüldü idam edileceklerin...
12 Eylül'ün travmaları hatıralamızda.
12 Eylül Planlayıcıları sonra yargılandılar.
Az da olsa bazı hesaplaşmalar oldu...
Mahallemizden gençler, daha büyük belalardan korunmak için göndüler toprağa kitaplarını. Yakanlar oldu...
Yaşlılar Ekibi’nin yerde sürünmesi gözlerimin önünde...Hiç pişman olmadı onlar.Babam liderliği hemen inşa etti birkaç yemekli davetle.
Yüz üstü sürünen Türkiye toplumu öyle hemen toparlanamadı...
İlk toparlanma, tüm fikir sahiplerinin birbirlerine karşı daha da tahammülkar olmaları şeklinde oldusa da sürdürülemedi...
Neyse bugün 13 Eylül .Şükür 12 Eylül geride kaldı.
Yaşlılar Ekibi nasıl da dimdik dumuştu!
Kalın sağlıcakla...




