BU PARA NEREDEN GELDİ, BU KRİZ NASIL ÇIKTI?
Türkiye'nin sermaye piyasalarında yaşanan son kriz, artık yalnızca borsada para kaybeden yatırımcıların meselesi değildir.
Mesele, yüz binlerce insanın birikiminin ne olduğudur. Mesele, yüz milyarlarca liralık fonların nasıl yönetildiğidir. Mesele, denetim mekanizmalarının neyi ne zaman gördüğüdür.
Ve en önemlisi:
Bazı insanlar kriz başlamadan hemen önce neden çok büyük paralar kazanmış gibi görünüyor?
Bu soruyu sormak komplo değildir.
Tam tersine, devletin görevidir.
SPK'nın açıklamalarına göre 131 fonun tasfiye sürecine girmesi ve bu fonlarda 455 binden fazla tekil yatırımcının bulunması, olayın sıradan bir piyasa dalgalanması olmadığını zaten gösteriyor. Üstelik SPK, OZATD işlemleri nedeniyle 11 kişi hakkında piyasa dolandırıcılığı kapsamında suç duyurusunda bulundu ve Tera Yatırım ile Tera Portföy hakkında iki yıl süreyle işlem yasağı uyguladı.
Demek ki ortada araştırılması gereken gerçek bir sermaye piyasası sorunu vardır.
O halde soralım.
16 EYLÜL'DE NE OLDU?
OZATD hissesi 16 Eylül'de gün içinde 5.115 TL seviyesini gördü ve yaklaşık 571 milyon TL işlem hacmi gerçekleşti.
Ertesi gün hisse 4.035 TL'ye indi.
Sonraki günlerde düşüş sürdü.
25 Eylül'de fiyat yaklaşık 2.150 TL'ye kadar geriledi.
16 Eylül kapanışı ile 25 Eylül arasındaki düşüş kabaca yüzde 52'dir.
Böyle bir fiyat hareketinin yaşandığı bir piyasada, tam o dönemde büyük pozisyon kapatan kişilerin işlemlerinin incelenmesi zorunluluktur.
Çünkü devletin işi tesadüfleri açıklamak değil, tesadüf ile bilgi avantajı arasındaki farkı ortaya çıkarmaktır.
163 MİLYON LİRA NEREDEN GELDİ, 2 MİLYAR LİRA NASIL ÇIKTI?
Kamuoyuna yansıyan iddialardan biri, eski bir bakan ve AK Parti yöneticisi Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya'nın yaklaşık 163 milyon TL'lik yatırımla yaklaşık 2,17 milyar TL civarında para çıkardığı yönünde.
Bu rakamların tamamı henüz bağımsız biçimde doğrulanmış resmi hesap dökümleri olarak ortaya konulmuş değildir.
İşte tam da bu nedenle yapılması gereken şey;
MKK kayıtlarını açıklamaktır.
Kaç hisse alındı?
Hangi gün?
Hangi fiyattan?
Hangi saat?
Hangi aracı kurum üzerinden?
Kaç hisse satıldı?
Hangi gün?
Hangi fiyattan?
Paranın tamamı nereye gitti?
Bunların cevabı varsa, tartışmanın önemli bir bölümü birkaç saat içinde aydınlanabilir.
Yoksa neden açıklanmıyor?
TESADÜFÜN DE BİR SINIRI VARDIR
Bir yatırımcı bir hisseden olağanüstü para kazanabilir.
Bunda suç yoktur.
Bir yatırımcı piyasadaki herkesten önce satış yapabilir.
Bunda da tek başına suç yoktur.
Ama aynı yatırımcı, düzenleyici kurumların kararlarını etkileyebilecek bilgilere önceden erişebilecek kişilerle yakın bağlantılara sahipse, üstelik satışın hemen ardından hisse sert biçimde çöküyorsa, artık devletin önüne koyması gereken soru şudur:
Bu başarı bilgiyle mi geldi, şansla mı?
Bunun cevabı kanaatle değil, kayıtlarla verilir.
SPK'DAKİ AKRABALIK MESELESİ
Adalet Bakanı'nın eşi Elif Gülşah Gürlek'in SPK Kurul üyesi olması da bu dosyada kamuoyunun doğal olarak sorguladığı konulardan biridir.
Bu durum tek başına herhangi bir suçun kanıtı değildir.
Fakat soruşturmanın konusu doğrudan SPK'nın görev alanındaki sermaye piyasası işlemleriyle kesişiyorsa, ortaya çok daha temel bir soru çıkar:
Bu soruşturmanın tarafsızlığı yalnızca gerçekten tarafsız olmakla mı sağlanacak, yoksa tarafsız olduğuna dair kamuoyunda güven de yaratılacak mı?
Hukuk yalnızca “kanıtlanmış suç” kavramından ibaret değildir.
Devlet kurumlarının bağımsızlığına duyulan güven de hukukun temel parçalarındandır.
Hiç kimse eşini suçlamak zorunda değildir.
Ama devlet, yurttaşın şüphesini ortadan kaldırmak zorundadır.
Bunun yolu da “bize güvenin” demek değildir.
Kayıtları açmaktır.
MASAK'A DA AYNI SORU
Savcılığın MASAK'tan fon yöneticileri ve ilgili kişilerin para, kripto, yurtdışı transferleri ve yakınlarının mali hareketlerine ilişkin kapsamlı inceleme istediği bildirildi.
İşte dosyanın gerçek kilidi burada.
Çünkü borsadaki fiyat grafiği bize yalnızca ne olduğunu söyler.
MASAK kayıtları ise mümkünse paranın nereye gittiğini gösterir.
MKK kayıtları kimin ne zaman alıp sattığını gösterir.
Aracı kurum kayıtları emrin ne zaman ve nasıl verildiğini gösterir.
SPK'nın bilgi erişim kayıtları ise hangi bilginin kimlerin elinde bulunduğunu gösterebilir.
Bunların hepsi bir araya getirildiğinde, Türkiye'nin önündeki soru cevaplanabilir:
Bu bir piyasa krizi miydi, yoksa piyasa mekanizmasının bazı kişiler tarafından istismar edildiği bir yapı mıydı?
MASAK MÜFETTİŞLERİ MESELESİ
Bir başka iddia daha dolaşıyor:
MASAK'ta bu dosyayı inceleyen müfettişlerin görevden alınacağı veya değiştirileceği iddiası.
Şu aşamada bu iddianın gerçekleştiğini doğrulayan yeterli ve güvenilir resmi bilgi ortaya konulmuş değildir.
Ama eğer gerçekten böyle bir görev değişikliği yapılırsa, sorulacak soru son derece basittir:
Neden?
Kim görevden alındı?
Hangi tarihte?
Hangi gerekçeyle?
Yerine kim getirildi?
Hazırlanan raporun kapsamı değişti mi?
Rapor gecikti mi?
İnceleme daraltıldı mı?
Çünkü soruşturmanın en kritik delillerini inceleyen mekanizmaya yapılan her personel müdahalesi, sebebi açıkça ortaya konulmadığında güven sorununa dönüşür.
Bu bir suçluluk karinesi değildir.
Ama açıklama gerektiren bir durumdur.
DEVLETİN ASIL SINAVI
Bugün mesele yalnızca yatırımcıların parasını geri alıp alamayacağı değildir.
Asıl mesele, devletin şu soruya vereceği cevaptır:
Aynı piyasada bazı insanlar neden milyarlar kazanırken yüz binlerce insan neden zararın altında bırakıldı?
Eğer bu yalnızca piyasa hareketiyse, bunu rakamlarla açıklayın.
Eğer manipülasyon varsa, failleri açıklayın.
Eğer içeriden bilgi kullanıldıysa, bilgiyi kimin sızdırdığını açıklayın.
Eğer kamu görevlilerinin sorumluluğu varsa, onları da soruşturun.
Eğer hiçbir kamu görevlisinin sorumluluğu yoksa, bunu belgeleriyle gösterin.
Eğer bazı kazançlar suçtan elde edilmişse, o parayı geri alın.
Ve eğer hiçbir hukuksuzluk yoksa, bunu da toplumun önüne koyun.
Çünkü bu ülkenin vatandaşından istenen şey sürekli olarak devlete güvenmesidir.
O halde devletin de vatandaşa borcu vardır:
Şeffaflık.
ARTIK SORU ŞU DEĞİL: “KİM HAKLI?”
Soru şu:
MKK kayıtları nerede?
MASAK raporu nerede?
Emir kayıtları nerede?
Para hareketleri nerede?
Fonların gerçek varlıkları nerede?
Kimin ne bildiği ne zaman belirlendi?
Kimin hangi bilgiye erişimi vardı?
Krizden hemen önce kim çıktı?
Krizden sonra kim kaldı?
Bunların cevapları ortaya çıktığında kimse televizyonlarda bağırmak zorunda kalmayacak.
Grafikler konuşacak.
Banka kayıtları konuşacak.
MKK konuşacak.
MASAK konuşacak.
SPK'nın belgeleri konuşacak.
Mahkemeler konuşacak.
Ve eğer ortada suç yoksa, bunu da onlar gösterecek.
Ama eğer ortada suç varsa, o zaman Türkiye'nin önünde çok daha ağır bir soru duracak:
Bir ülkenin sermaye piyasasına güveni kaç milyar liraya mal oldu?




