16.10.2026 · Cuma Elbistan · Kahramanmaraş
PİYASALAR →
Elbistan

ELBİSTAN NİÇİN BAŞARIYI YAKALAYAMIYOR?

Bu ilçenin toprağından mıdır, taşından mıdır, suyundan mıdır bilinmez; yıllardır Elbistan'ın hemen her alanda bir başarı grafiği var ki bir türlü üst baremlere çıkamıyor. Bunca zengin insan kaynağına, bunca yetişmiş evladına, bunca kabiliyetli insanına rağmen şehir olarak neden arzu ettiğimiz yerde değiliz?

ELBİSTAN NİÇİN BAŞARIYI YAKALAYAMIYOR?
Asıl sorulması gereken soru belki de budur.
Yıllardır yerel merkez uzlaşması bir türlü sağlanamadığından yeterince hizmet alamayan Elbistan, deprem sonrasında hizmete en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde bile hâlâ arzu edilen seviyede değildir. Oysa böylesi zamanlarda şehirlerin bütün farklılıklarını bir kenara bırakıp ortak bir akıl etrafında kenetlenmesi gerekmez mi?

Bir şehrin kaderini yalnızca siyasetçiler, bürokratlar veya belediye başkanları belirlemez. Şehrin kaderinde o şehirde yaşayan insanların tavrı, birbirlerine karşı tutumu, dayanışma kültürü ve ortak meseleler karşısındaki duruşu da büyük rol oynar.

Peki, bizde eksik olan nedir?
Elbistan insanının dayanışma ruhundan kopukluğunu mu söyleyelim, birbirimizin elinden tutmakta zorlanışımızı mı? Vurdumduymazlığımızı mı, yoksa kişilere ve makamlara göre değişen bir biat kültürünü mü?

Doğrusu bunun cevabını vermek kolay değil.
Fakat bu şehirde yıllardır gözlemlediğim bir gariplik var: Meziyet sahibi insanlar yeterince desteklenmiyor.
Daha da acısı, bazen desteklenmediği gibi önüne engel de çıkarılıyor.

Bir insanın başarısı, neden başka bir insanın huzursuzluğu olsun? Bir hemşehrimizin yükselmesi, neden bizim de yükselmemiz olarak görülmesin? Bir Elbistanlının Ankara'da, İstanbul'da, Kahramanmaraş'ta veya başka bir yerde önemli bir makama gelmesi, neden bütün Elbistan'ın kazanımı sayılmasın?

Ne yazık ki bazen tam tersini yapıyoruz.
Bir hemşehrimiz bir başarı yakaladığında onu alkışlamak yerine açığını arıyoruz. Başarısını büyütmek yerine küçültmeye çalışıyoruz. Kimi zaman da başarıyı şahsî bir tehdit gibi algılıyoruz. Öyle bir haset ve kıskançlık duygusuna kapılıyoruz ki, insanın aklına ister istemez şu geliyor:

Bazıları başkasının başarısını görünce, Antep fıstığı gibi tam ortasından çatlayıp yarılıyor!
Oysa medeniyet dediğimiz şey biraz da başkasının başarısından memnun olabilme ahlâkıdır.
Bir şehirde insanlar birbirinin ayağına basarak yükselemez. Birbirinin ayağına çelme takarak şehir kalkınmaz. Birinin elinden tutmak, aslında hepimizin elinden tutmaktır.

Elbistan'ın tarihinde siyasette, bürokraside, eğitimde, kültürde, sanatta ve ticarette önemli yerlere gelmiş çok sayıda insan vardır. Zamanın bir döneminde bu topraklardan ilk defa bir bakan da çıkmıştır. O bakanı kimileri sevmiş, kimileri sevmemiş olabilir. Bu, siyasetin tabiatında vardır. Fakat mesele şahısların sevilip sevilmemesinden öte, bir Elbistanlının ülke yönetiminde önemli bir noktaya gelmiş olmasının şehir adına nasıl değerlendirildiğidir.

Biz çoğu zaman şahısla şehri birbirine karıştırıyoruz.
Oysa bir insanın siyasi görüşü başka, memleketine aidiyeti başkadır.

Bir hemşehrimizin siyasi tercihini beğenmeyebiliriz; fakat sırf siyasi saiklerle onun elde ettiği başarıyı Elbistan'ın ortak kazanımı olmaktan çıkarmak, dönüp dolaşıp yine kendi şehrimize zarar verir.

Çünkü sahipsiz bir belde ne kadar hizmet alabilir?
Şehirler yalnızca yollarla, köprülerle, binalarla ve imar planlarıyla büyümez. Şehirleri büyüten asıl güç, insanların ortak bir şehir şuuru etrafında birleşebilmesidir.

Bir şehrin evlatları birbirine güvenmiyorsa, birbirinin başarısından rahatsız oluyorsa, liyakat sahibi insanlarını öne çıkarmak yerine onları küstürüyor veya yalnızlaştırıyorsa; o şehirden büyük başarılar beklemek kolay değildir.

Bizim artık şu anlayışı terk etmemiz gerekiyor:
“Benden değilse, hiç olmasın!”
Bu anlayış Elbistan'a hiçbir şey kazandırmaz.
“Benim adamım değil ama Elbistan'ın evladı.”
İşte bizim öğrenmemiz gereken cümle budur.
Kim başarılıysa, kim liyakatliyse, kim bu şehre katkı sunabilecekse; onun önünü açmak, elinden tutmak, sesini duyurmak gerekir.

Çünkü Elbistan'ın geleceği birkaç kişinin değil, hepimizin ortak meselesidir.

Partiler gelip geçer, makamlar değişir, insanlar görevlerinden ayrılır. Fakat şehir kalır. Pınarbaşı kalır, Ceyhan kalır, Uzun Çarşı kalır, bu toprağın hatırası ve çocuklarımızın geleceği kalır.

Öyleyse neden birbirimizi tüketelim?
Neden birbirimizin başarısını küçümseyelim?
Neden yetişmiş insanlarımızı küstürelim?
Neden Elbistan'dan çıkan bir değeri, başka şehirler sahiplenirken biz kendi elimizle yalnız bırakalım?
Bence artık Elbistan'ın yeni bir şehir ahlâkına ihtiyacı var.

Birbirinin başarısını kıskanmayan, birbirinin elinden tutan; farklı siyasi düşüncelere rağmen ortak memleket paydasında buluşabilen bir şehir ahlâkına...
Elbistan'ın meselesi insan yokluğu değildir.

Elbistan'ın meselesi, elindeki insan gücünü ortak bir hedefe yönlendirebilme meselesidir.
Yetişmiş insanımız var.
Meziyetli insanımız var.
Siyasetçimiz, bürokratımız, akademisyenimiz, sanatçımız, şairimiz, iş insanımız var.
Eksik olan, belki de bunları aynı sofrada buluşturacak ortak akıldır.

Artık birbirimizin ayağına çelme takmak yerine birbirimizin elinden tutmanın zamanıdır.
Çünkü bir Elbistanlının başarısı, yalnızca onun başarısı değildir.

Onun başarısında bu toprağın da payı vardır.
Ve unutmayalım:
Bir şehir, evlatlarının önünü açtığı kadar büyür.
Bir şehir, meziyetlerine sahip çıktığı kadar güçlenir.
Bir şehir, kendi değerlerini koruyabildiği kadar geleceğe yürür.

Elbistan'ın daha fazla kaybedecek zamanı yoktur.
Hele depremin ardından yeniden ayağa kalkmaya çalıştığımız şu günlerde...
Artık şahısların, hiziplerin, küçük hesapların ve kısır çekişmelerin değil; Elbistan'ın kazanmasının peşine düşmeliyiz.

Yoksa hepimiz kaybederiz. Çünkü bir şehrin kaybı, sonunda o şehirde yaşayan herkesin kaybıdır.

Celâlettin KURT

Yorumlar (0)

Yorumunuz moderasyon sonrası yayınlanır.

Benzer Haberler

GÜNÜ KAÇIRMAYIN

Elbistan’ın gündemi e-postanızda

Önemli gelişmeler ve seçili dosyalar. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.